hissedilir. Nimetten “nimet verme”ye geçersen Mün’im’i (nimet vereni) bulursun. Hem Samed Yaratıcının her eseri, bir mektup gibi, o Sâni-i Zülcelâl’in isimlerini bildirir. Nakıştan mânâya geçersen, o ilahî isimler yoluyla onların Sahibini bulursun. Madem şu fâni, sanatlı varlıkların özünü, içini bulabilirsin; onu elde et, mânâsız kabuğunu acımadan fânilik seline at…
بَلِي اٰثَارْهَا گُويَنْد، زِاَسْمَا لَفْظِ پُرْ مَعْنَا بِخَانْ مَعْنَا و مِيزَنْ دَرْ هَوَا انْ لَفْظِ بِي سَوْدَا
Evet, sanatlı varlıklardan hiçbiri yok ki, cisme bürünmüş, çok mânâlı bir kelime olmasın, Sâni-i Zülcelâl’in pek çok ismini okutmasın. Madem şu eserler, kudret kelimeleridir; mânâlarını oku, kalbine koy. Mânâsız kalanları korkusuzca yokluğa at. Arkalarından alâkadar bir şekilde bakıp onlarla meşgul olma!
عَقْل فَرْيَادْ مِي دَارَدْ، غِيَاثِ «لٓا أُحِبُّ الْاٰفِلِينَ» مِيزَنْ اَيْ نَفْسَمْ
İşte, dış görünüşe göre hüküm veren ve sermayesi afakî bilgilerden ibaret olan dünyevî akıl, böyle fikirler silsilesini hiçe ve yokluğa doğru çektiği için, hayretinden ve mahrumiyetinden ümitsizce feryat ediyor. Hakikate giden doğru bir yol arıyor. Madem ruh, batıp gidenlerden ve yok olanlardan elini çekti; kalb de mecazî sevgililerden vazgeçti, vicdan dahi fânilerden yüz çevirdi. Sen de, biçare nefsim, Hazreti İbrahim gibi لٓا أُحِبُّ الْاٰفِلِينَ yardım nidâsını haykır, kurtul!
جِه خُوشْ گُويَدْ اُو شَيْدَا «جَامِي» عِشْق خُويْ:
Fıtratı aşkla yoğrulmuş gibi, aşk kadehiyle sarhoş olan Mevlânâ Câmi, yüzleri kesretten vahdete, yani Allah’tan uzaklaştıran şeylerden Bir’e çevirmek için, bak ne güzel söylemiş:
23 Hِaşiyeيَكِي خَواهْ، يَكِي خَوانْ، يَكِي جُويْ، يَكِي بِينْ، يَكِي دَانْ، يَكِي گُويْ
Yalnız Bir’i iste, başkaları istenmeye değmiyor.
Bir’i çağır, başkaları imdada gelmiyor.
Bir’i talep et, başkaları buna lâyık değil.
Dipnotlar
- “Ben öyle sönüp batanları Tanrı diye sevmem.” (En’âm sûresi, 6/76) 23 Hِaşiye Yalnız bu satır Mevlânâ Câmi’nin sözüdür.