Bununla ilgili bir hadiseyi, Enes İbn Malik (radıyallâhu anh) şöyle anlatmaktadır: “Üvey babam Ebû Talha, mal olarak ensarın en ileri gelenlerindendi. En çok sevdiği malı da, Mescid-i Nebevi’nin karşısındaki Beyruha isimli hurmalığı idi. Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem) oraya girer ve onun temiz suyundan içerdi. Bu âyet nazil olunca Ebû Talha (radıyallâhu anh), Allah Resûlü’ne (sallallâhu aleyhi ve sellem) giderek, ‘Allah, kitabında, ‘Sevdiğiniz şeyleri infak etmedikçe iyilikte zirveye ulaşamazsınız.’ buyuruyor. Benim en çok sevdiğim malım Beyruha’dır. Öyleyse o şu andan itibaren Allah için sadakadır. Mükâfat ve sevabını Allah’tan umuyorum. Onda istediğin gibi tasarrufta bulunabilirsin yâ Resûlallah!’ dedi. Buna mukabil Resûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), بَخْ ذَلِكَ مَالٌ رَابِحٌ ذَلِكَ مَالٌ رَابِحٌ قَدْ سَمِعْتُ مَا قُلْتَ فِيهَا وَإِنِّي أَرَى أَنْ تَجْعَلَهَا فِي الْأَقْرَبِينَ“Ne güzel! Ne kârlı bir mal! Söylediklerini işittim. Ancak bana kalırsa sen onu akrabaların arasında paylaştır.” buyurdular ve Ebû Talha, onu akrabaları ve amca oğulları arasında taksim etti.”325
Evet, anlaşılan o ki, Allah nezdinde hüsnükabul görmek isteyenler, kalb ve gönüllerini bağladıkları, hoşlarına giden şeyleri Allah yolunda verip sarf etmekle, Allah’ın lütuflarına bir nevi davetiye çıkarmış ve O’nu memnun edecek bir yola girmişler demektir. Şayet insanın, Cennet’e girme ve O’nun lütuf ve nimetlerinden istifade etme düşüncesi varsa, Allah’ın yarattığı ve sa’y u gayretle elde edilen nimetlerin güzellerini, gönül hoşnutluğu içinde ve gönülleri hoş etmek maksadıyla vermelidir ki, Allah da ona hem bu dünyada hem de ötelerde bitmez tükenmez servetler nasip etsin.