“Yediği haram, içtiği haram, giydiği haram, haramla beslenmiş, bu durumda duası nasıl kabul edilecek ki!”329
Ayrıca insan, vermiş olduğu sadakanın, aynı durumda olup kendisine verildiğini düşünerek hareket etmeli, kendisinin kabul etmeyeceği bir şeyi başkasına vermemelidir. Kur’ân, bu noktada bize şöyle tembihte bulunmaktadır:
“Size verilse, yüzünüzü ekşitmeden alamayacağınız kötü malı, hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, O’nun hazineleri geniştir, bütün kemal sıfatlarıyla muttasıftır.”330
Demek ki Müslümanın, çalışıp kazanırken dikkatli olması, malının içine haram karıştırmaması gerektiği gibi, verirken de malının temizinden, iyisinden ve helâlinden vermelidir.
Asr-ı Saadet’te insanlar Mescid-i Nebevî’ye hurma salkımı getirip bırakırlar, fakirler ondan alır, ihtiyaçlarını giderirlerdi. Bir gün Allah Resûlü mescide girdi ve hurmanın kötü kısmından salkımlar gördü. Elindeki asa ile işaret ederek şöyle buyurdu:
“Şu sadakanın sahibi isteseydi, daha iyisini tasadduk ederdi. Bu sadakanın sahibi, kıyamet gününde de böyle kalitesiziyle mukabele görecektir.”331