Evet, zulme maruz kalınan dönemler bir gece karanlığı şeklinde düşünülmeli; asla ye’se ve karamsarlığa düşülmemelidir. Zira her kışın bir baharı olduğu gibi, her gecenin de bir sabahı vardır. Dolayısıyla geceden sonra bir gündüzün geleceği unutulmamalı, gecenin karanlıklarında aydınlık bir geleceğin plânı yapılmalıdır. Aynı şekilde bir gündüz yaşarken de arkasından başka bir gecenin geleceği hesaba katılmalıdır. Başka bir ifadeyle mü’min, gündüzün aydın, ferih fahur ikliminde atını mahmuzlayıp sağa sola sürerken, günün arkasında başka bir gecenin olduğunu ve o gece için de ayrı bir plân ve strateji hazırlaması gerektiğini unutmamalıdır. Zira dünya üzerinde bugüne kadar temerrütler hiç eksik olmadığı gibi bugünden sonra da kimi zaman ilhad ve küfür eksenli, kimi zaman da haset ve kıskançlık yörüngeli mütemerritler çıkacak, bin bir türlü entrika ve tuzaklarla yolları tutup bekleyeceklerdir. Bu yüzden ne gecenin karanlığına takılıp paniklemeli ne de gündüzün aydınlığına sevinip ferih fahur yaşamalı; gecede gündüzle ilgili plân ve projeler, gündüzde de geceye dair stratejiler geliştirmelidir.
Sürekli ve Kesintisiz Aksiyon
Böylece inanan gönüller, ömrünün her ânını daimî bir amel-i salih yörüngesinde değerlendirmeli; gecelere gündüz aydınlığı, kışlara bahar sıcaklığı taşımalıdır. Haddizatında iman, insana her durumda ve her şartta imkân ölçüsünde amel-i salih mükellefiyeti yüklemektedir.
Bu mânâdaki sürekli ve kesintisiz aksiyonu anlama adına Metaf’taki yürüyüşü de hatırlayabilirsiniz. Malûm olduğu üzere tavaf yapan kişi, ortam müsait olduğu zaman tavafı kısa adımlarla koşar gibi yürüyerek gerçekleştirir (remel), fakat izdiham olduğunda da kimseye eziyet etmemek için yerinde zıplar durur ama her hâlükârda hareket eder, metafizik gerilimini korur. Allah’ın izni ve inayetiyle de uygun zaman ve zeminde yürüyüşüne devam eder.