Bu son safha ile artık kâinatta, mânâsının yanında maddesi, ruhu ve onunla içli dışlı bedeni, fizikî mükemmeliyeti ölçüsünde metafizik derinlikleriyle yepyeni bir varlık daha vardır. İnsan, bu seviyeye geleceği ana kadar, bu kelimelerle anlatılan gerçek mânâ ve muhteva ne olursa olsun, şu safhalardan geçmiştir: Toprak, çamur, süzülmüş çamur, yapışkan çamur, bir şekle bağlanan siyah balçık, sertleşmiş balçık ve Allah’ın (celle celâluhu), ilâhî ruhla serfiraz halifesi eşref-i mahlûk. İlk insandan sonra gelen bütün insanlarda bu safhalar, insan hususiyeti çerçevesinde teksir edilircesine devam edecektir ki, dikkatle bakanlar için mebde’ ile temadi arasındaki bu tedâî her zaman çok renkli bir süreç olarak zevkle temâşâ edilebilecektir.
Hz. Âdem ve Hz. Havva ile mucizevî bir yaratılışla başlayan insanoğlunun dünyayı teşrif macerası, sebeplerin Allah’ın icraatına perde olma fonksiyonuyla artık sıradan bir hâdiseymiş gibi sürüp gelmiş ve böyle sürüp gidecektir de. İnsanların isteyip dilemesi ve Allah’ın (celle celâluhu) yaratmasıyla temadi edip duran yeryüzündeki insan hayatıyla hedeflenen asıl gaye, Yüce Yaratıcı’yı bilip, O’na kullukta bulunmaktır. O, insana irade, şuur, his ve gönül vererek, onu bütün varlıkların önüne geçirme ve Âdem’in şahsında bir mihrap hâline getirme şeklinde tecelli eden iradesine ve meşietine karşılık, insan da, O’nu tanıma-tanıtma, sevme-sevdirme vazifesiyle vazifelendirildiğini bilmeli ve “ahsen-i takvîm”e mazhariyetin hakkını eda etmelidir.
Şimdi, Kur’ân-ı Kerim’deki yaratılışla ilgili âyetlere geçebiliriz: