İçeriğe geç

Gözle gördüğü şu tenteneli âlem, onu hisleriyle, ruhuyla, kalbiyle, kafasıyla tatmin edemediğinden ötürü, tatmini, tabiat ötesinde arayan Batılı, belki fen ve teknikte on dokuz ve yirminci asırda bize muallimlik yaptığı gibi ruh mevzuunda da muallimlik yapacaktır. İlle de, inadına arkalarından gittiğimiz, onları taklitten ayrılmadığımız için herhâlde din adına bir kısım meseleler de onlara bağlanıp onlardan geldiği zaman bizim Batı hayranlarımızın yanında kudsiyet ifade edecek, takdis edilerek başa konacaktır.

Evet, cin, şeytan, melâike ve ruhanîlerle en çok meşgul olunan yer Avrupa’dır. Orada fizik ve tabiat ötesi varlıklarla meşgul olma, bizden kat kat daha fazladır. Üniversiteden görevli olarak Fransa’ya giden bir arkadaşıma bu meseleyi söylediğimde beni tasdik etti ve “Haklısınız, Fransa’da ben bunu bizzat görerek yaşadım.”dedi ve delilleriyle cin ve ruh çağırma seanslarının Fransa’da ne kadar revaçta olduğunu anlattı. Bu belki bizim için değil; fakat Batı’yı her şey kabul edenler için önemli bir meseledir. Zira madde, en çok revaç gördüğü Batı’da mânâya ve ruha mağlup düşmektedir. Ve bir gün mağlubiyetini bütün bütün ilan edecektir.

Madde asıl değildir. O, ruh ile kaimdir. Hem kâinattaki canlılar sadece dünyadakilerden ibaret olamaz. Dünya ki, diğer yıldız ve gezegenlere göre gayet hakir ve gayet küçük bir kulübe gibidir. O bu hâliyle bu kadar canlıyı içinde barındırıyorsa, elbette yüce ve yüksek saraylar hükmünde olan diğer yıldız ve gezegenler bomboş kalamazlar. Onların da kendilerine uygun sekeneleri ve içlerinde barındırdıkları canlılar vardır. Bizim literatürümüzde onların adı melektir, ruhanîdir, cindir, şeytandır. Yani, madde ve fizik ötesi varlıklardır.

26