İçeriğe geç

Onun için diyoruz ki, melâike ve ruhaniyata inanma günümüzde ayrı bir önem kazanmış durumdadır. Zira her şeyin maddeye irca edilmeye çalışıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Madde cidarlarını parçalamadan, mânâya inanma ufkuna ulaşma çok zordur. Bu zorluğu aşmanın tek yolu ise yine mânâya sarılmaktır. Mânâ ki, eşyanın melekût yönüdür. Mülk âlemi ona nispeten güneşe kıyasla bir zerre gibidir. Bütün hakikatler orada cereyan ve kanunlar orada deveran eder. Allah (celle celâluhu) azametiyle, meşîetiyle oraya bakar ve tasarrufunu orada yapar. Sen nazarını oraya çevirdiğin zaman, o âleme ait sonsuz meltemlerin akıp akıp ruhuna estiğini hissedersin. Nazarını maddeye çevirdiğin an ise, sadece bir laf insanı olarak kalırsın.. bütün derdi başkalarını ilzam etmek olan bir laf insanı…

İddian Allah’ı anlatmak dahi olsa, sen o yolda bir adım dahi ileri atamazsın. Zira gönül dünyan inkişaf ve inbisattan nasipsizdir. Hâlbuki mülk âlemini melekûtun üzerine çekilmiş tenteneli bir perde şeklinde mütalâa ettiğinde ve nazarını esas çevirmen gereken yöne çevirdiğinde, için hakikatlerle dopdolu bir hâle gelir. Fenâda bekâ cilvesi yakalamak da zaten buna denir.

22