Bu derin mevzuun bir diğer yönü daha var: Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), ‘cevâmiü’l-kelim’ sahibidir;6 yani, bir sözle pek çok mânâlar ifade eden öyle hadisleri vardır ki, bunlardan bir tanesi tam bir cilt kitaba mevzu olabilir. Bu kabîl hadislerin tahlilinde, Arap dilinin grameri, kaideleri, usûlleri ve meânînin, beyanın, bedîin prensipleri dahilinde, her defasında karşımıza yeni yeni mânâ buudları çıkabilir. Allah Resûlü’nün bu türden sözlerini okuyanlar, ister istemez: “Bunları, değil sahabe-i kiram gibi öğrendikleri her şeyi O’ndan öğrenen ümmîler, cihan çapında ilimlere uyanmış dâhiler dahi söyleyemezler.” hükmünü verecektir. Kıyamete kadar bin bir mânâ buudu içinde kıymetini, geçerliliğini koruyan söz cevherleridir bunlar âdeta.
Öyleyse, bu sözler, vahiy ile teyit edilen bir Zât’ın sözleridir ve meselenin hafife alınmaya hiç mi hiç tahammülü yoktur. Bu itibarla, sayıları bazılarına çok da gelse, Efendimiz’den (sallallâhu aleyhi ve sellem) bize kadar intikal eden o mübarek sözlerin bütününe, çok rahatlıkla O’nun fem-i mübareklerinden çıkmış sözler olarak bakabiliriz.
1 Buhârî, ezan 148,150; Müslim, salât 55-59.