Bir başka sebep de, o kutlu zamanın kutlu insanları birer hafıza dâhisiydiler. Bugün, Kur’ân’ı dört ayda ezberleyene dâhi gözüyle bakılıyor; Elmalılı Hamdi Yazır Efendi gibi bir kabiliyetin Fransızca’yı altı ayda öğrenmesi harikulâdeden sayılıyor. Hâlbuki o günün insanları bunların çok çok ötesindeydi.. ve pek çoğu itibarıyla harikulâdeydi.
Bunlardan, müsteşriklerin boy hedefi sayılan ve bu sağlam sütunu yıkarak, dinin önemli bir temelini dinamitlemeye çalıştıkları Hz. Ebû Hüreyre, duyduğu bir şeyi ikinci bir defa tekrar etmeye lüzum görmeden ezberleyen bir hafıza dâhisiydi.
Zeyd İbn Sabit, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) kendisine, “Sen biraz İbranice’yi belle.” dediği zaman, 15-20 gün içinde mektup yazıp, mektup tercüme edecek kadar İbranice’yi öğrenen ayrı bir dâhiydi…17
Sahabenin ünlü hadis hafızlarından Hz. İbn Abbas, daha sağlığında, “Ümmetin âlimi” mânâsına “Hıbrü’l-Ümme” ünvan-ı âlîsini almıştı… Âişe Validemiz, aynı şekilde bir hafıza kahramanıydı.
Evet, duyduklarını bir defada ezberleyen ve bir daha da unutmayan insanlardı bunlar; ve sahabe içinde daha bunlar gibi yüzlerce insan vardı.
Tâbiîn-i izam da bunlardan hiç geri değildi; meselâ, yine müsteşriklerin baş düşmanlarından olup, Ömer İbn Abdülaziz döneminde ilk defa tasnif şeklinde, kalemi eline alıp, hadis telifine girişen İbn Şihab ez-Zührî.. Ebû Hanife ile karşılaştığında: “Ben, duyduğumu hiç unutmadım.” diyen âmâ Katâde İbn Diâme.. meşhur Şa’bî.. Ebû Hanife mektebinin imamlarından İbrahim İbn Yezid en-Nehaî ve: “Duyup da unuttuğum bir şeyi hatırlamıyorum.” diyen İmam Şafiî, hep birer hafıza dâhileriydiler.
1 Müslim, fiten 25; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/341; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr 17/28.