İçeriğe geç

Yıllar var ki biz düşünmeye yabancılaştık ve bu derin ve buudlu ibadetten uzaklaştık veya uzaklaştırıldık. Bu uzaklaşmada, kabahat İslâm’a ait değil, Müslümanlara aittir. Hz. Muhammed Mustafa (sallallâhu aleyhi ve sellem) düşünce kapılarını, pencerelerini sonuna kadar açık bırakmış ve اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍ اٰمِنِينَ“Oraya emniyet içinde girin!” buyurmuştu. Biz ilme ve düşünceye yabancılaşınca sığlaştık, basitleştik. Ve Batılılar karşısında, muvazenedeki yerimizi koruyamadık; dolayısıyla da söz onlara geçti. Tabiî biz de onları dinler duruma düştük. Ama inanıyorum ki temelinde mânâ, kökünde asalet ve rasanet olan bu millet, bir gün yine serpilip gelişecek, devletler arasındaki muvazenede yerini alacaktır.

Evet, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir ahlâk, bir terbiye mesajıyla gelmişti. Ama O, bu işi, insanlardaki istidatları, kabiliyetleri güdükleştirmeden, saptırmadan, onları olduğu gibi ele alarak yapmıştı. Bu da o günkü insanlara müthiş cazip gelmiş ve onlara hareket kazandırmıştı. Çünkü O’nun terbiye sisteminde insan fıtratıyla çatışma, zıtlaşma yoktu. O’nun her mesajı itici bir fonksiyon eda etmekteydi. Hem de O, icraatını öyle bir cemaat içinde gerçekleştiriyordu ki, o cemaat ne ahlâk ne de terbiye adına hiçbir şey bilmiyordu. Vereceğim misallerde Allah Resûlü’nün onları nereden alıp, nereye çıkardığını ve nasıl yükselttiğini -inşâallah- hep beraber müşâhede edeceğiz:

1 Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 8/380; Beyhakî, Şuabü’l-iman 2/88.
41