Evet, Allah Resûlü, başkasının tahammül edemeyeceği ölçüde halim ve yumuşak huyludur. Ancak O’nun bu hilmi de ayrı bir denge ve istikamet buudluydu. Kendi şahsına yapılan her türlü hakarete karşı hilmle davranan Allah Resûlü, bir başkasına karşı yapılan haksızlık karşısında kükreyen bir aslan gibi celâllenir ve hak yerini buluncaya kadar da hiddeti bir türlü dinmek bilmezdi. Haksızlık kime karşı, kim tarafından yapılırsa yapılsın, İki Cihan Serveri’nin tavrı hep aynıydı. Ve hele dinî emirlerin ihmale uğraması O’nu öylesine ayaklandırırdı ki, artık durup-dinlenme bilmezdi; bu da O’nun nasıl bir denge insanı olduğunun en açık ifadesidir.
Birbirine zıt gibi görünen bu iki hareket tarzı, Allah Resûlü’nün mümtaz şahsiyetinin semavî yanlarındandı. Şimdi bir fikir vermek için, söylediğimiz hususlara müşahhas bir iki misal arz etmeye çalışalım:
Buhârî ve Müslim, Ebû Mesud el-Ensarî’den naklediyorlar: “Bir gün Allah Resûlü’nün huzuruna bir sahabi geldi. Bu sahabi, Allah Resûlü’nün gönderdiği ve mescide gelemeyenlere namaz kıldırmasını emrettiği şahıstan şikâyet ediyordu. Çünkü imam olan bu zat, sabah namazlarını çok uzatıyordu. Şikâyete gelen sahabi Allah Resûlü’ne aynen şöyle diyordu: “Yâ Resûlallah! Falan yüzünden nerede ise cemaate gitmeyeceğim. Çünkü namazları çok uzatıyor.”
Onun bu sözü üzerine Allah Resûlü kaşlarını çattı, celâllendi ve minbere çıkarak orada bulunanlara şunları söyledi: “Ey insanlar! Siz insanları nefret ettiriyorsunuz. İçinizden kim namaz kıldırırsa, namazı hafif tutsun. Çünkü aranızda, hasta, yaşlı ve ihtiyaç sahibi insanlar var…”465
Bizzat kendisi de buna riayet ederdi. Bazen namazı uzun kıldırır bazen de cemaatin durumuna göre oldukça kısa keserdi.