İçeriğe geç

O’nun ahlâkı Kur’ân’dı.446 Aslında Kur’ân’ın bize anlattıkları da işte bu ilâhî ahlâktı. Görülmüyor mu ki, insanlar sürekli Allah’a baş kaldırıp isyan ettikleri hâlde O onlara bol bol rızık ihsan ediyor. Onlar Allah’a oğul ve eş isnat edip daha ne iftiralarda bulunurken, Allah rahmâniyetiyle onlara çeşitli lütuflarda bulunuyor. Güneş her gün ısı ve ışığıyla, bulutlar yağmur denen gözyaşıyla hep insanların imdadına koşuyor, yer her zaman onlara çeşit çeşit bitki ve meyveleriyle bağrını açıyor; onlar ise bütün bu nimetlere karşı akla hayale gelmedik nankörlüklerle mukabele ediyorlar.

Evet, insanlar, kendilerine verilen bunca nimetin milyonda birine dahi şükür ve minnettarlıkla mukabele etmiyorlar. Ne var ki, Halîm olan Allah (celle celâluhu) onları hemen cezalandırmıyor, işlenen hatalar yüzünden ilâhî âdetini değiştirmiyor, hep veriyor ve durmadan veriyor…

Hz. Muhammed Aleyhisselâm da Cenâb-ı Hakk’ın bu ismiyle isimlenmiş, bu ahlâkıyla ahlâklanmış olduğundan bu mevzuda Cenâb-ı Hakk’ın sıfat ve isimlerine tam âyinedarlık yapıyor. Zaten Kur’ân da O’na: بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَحِيمٌ“Mü’minlere karşı çok şefkatli ve merhametli.” demiyor mu?447

Sadece O değil, dedesi Hz. İbrahim de anlatılırken yine hilmiyle anlatılıyor.. evet, O’nun hakkında da Kur’ân şöyle diyor:

إِنَّ إِبْرَاهِيمَ لَحَلِيمٌ أَوَّاهٌ مُنِيبٌ“Muhakkak ki İbrahim, yumuşak huylu, içli ve kendini Allah’a vermiş biri idi.”448

393