İçeriğe geç

O, incelerden ince bir insandı. Karşısındaki insanların kaba-saba davranışlarından fevkalâde rahatsız olurdu. Ancak O, bu tür davranışları, kendi hilm denizine atar, eritir ve her şeye rağmen yumuşak davranırdı. His dünyası böylesine genişti. Zaten hastalık ve diğer rahatsızlıkları, bizim duyup hissettiklerimizi kat kat aşıyordu. O kadar ki, hasta olduğu bir gün, Abdullah b. Mesud (radıyallâhu anh) O’na: “Yâ Resûlallah, bir fırın gibi yanıyorsun!”451 demişti. Evet, Allah Resûlü’nün sinir sistemi o kadar gelişmişti ve O, o kadar duyarlıydı. İhtimal, O’nun parmağına batan bir iğne, bir başkasına saplanan mızraktan belki on kat daha ızdıraplı oluyordu. Bu hassasiyet O’na, vazifesinin icabı duyarlı olabilmek için de verilmiş olabilir.

Her ne olursa olsun. Bu kadar hassas bir insanın, çevresindeki kaba saba hareketlerden rahatsızlığı da o ölçüde fazladır zannediyorum. Bir başkası o nispette hassas olsa, her gün etrafını birkaç kere yıkar devirir ve bulunduğu yerde fırtınalar koparır. Ne var ki Allah Resûlü hiç böyle yapmamıştı ve yapmıyordu da; çünkü O bir hilm insanıydı. Şu kadar var ki, O’nun hilmi de gayet dengeliydi. Bir kâfirin küfrü O’nu iki büklüm eder, ağlatırdı. O, bir insanın hidayete erebilmesi için elinden gelen her şeyi yapardı. Fakat bir ceza ve haddin tatbiki bahis mevzuu olduğu yerde de kat’iyen taviz vermez; kim olursa olsun mutlaka cezayı tatbik ederdi. Ancak O’nun ceza verdiği suçlardan hemen hiçbiri kendisine karşı işlenmiş suçlardan değildi. Aksine O’nun, kendisine karşı işlenmiş suçlardan affetmediği görülmemiştir.

396