İçeriğe geç

Hürriyet dendiğinde, mutaassıp, yalnız kendi hürriyetini düşünür; demokrasiden bahsedildiğinde, onun kendisine ne vaad ettiği üzerinde durur ve söz gelip hoşgörüye dayandığında da sadece kendisinin hoşgörülmesini bekler. Tahammül edemez kafasında şekillendirdiği o daracık şablona uymayan farklı değerlerin mevcudiyetine. Katlanamaz başka fikir ve mülâhazaları seslendiren düşüncelere ve felsefelere. Herkesi kendi dar mantığına göre hareket etme mecburiyetinde görür de her zaman geniş düşünmeye, kuşatıcı olmaya ve vicdan vüs’atine karşı savaş vaziyetinde bulunur. Ne bir adım ileri ne bir adım geri, akıp giden zamana inat hep olduğu yerde durur ve kendi dar düşüncesinin mahsulü bir kısım sâbitelerle oturur kalkar. Ne tekvînî emirlerin özünden haberi vardır, ne de zamanın farklı yorumlarından. Anlamaz varlığın dilinden ve varlık içinde olup biten onca hâdiseden hiçbir şey. Hayatını insanı çatlatan bir darlık içinde geçirir; sığ düşünür, bağnazca davranır ve gözünü kırpmadan bu dar mantaliteye uymayan en olumlu şeyleri bile yerle bir eder. Gücü yetiyorsa kaba kuvvetle, yetmiyorsa iftira, tezvir ve en bayağı isnatlarla kendi gibi düşünmeyen herkesin hakkından gelmeye çalışır.

Din adına olsun dinsizlik hesabına olsun, mutaassıp, kendini gerçeğin biricik temsilcisi sayar. O buna o kadar inanmıştır ki, doludizgin yürüdüğü bu patikayı bir şehrah saydığı için kendisi gibi düşünmeyenlerin hemen hepsini aptal kabul eder; kızar herkese, köpürür muhaliflerine; gel-git yaşar şiddet hiddet arası; çiğner hakkı, hakikati, vicdan hürriyetini ve âlemşümul insanî değerleri; dahası, çok defa kendisinin de takdirle yâd ettiği demokratik kuralları. Ömrünü hep bir cinnet içinde geçirir; her yanda hezeyandan hezeyana girer; güçlü ise yakar-yıkar, daha olmazsa gelir bir kâbus gibi çöreklenir “ötekiler” dediği kimselerin tepesine.

290