Asabiyetteki tefrit ve aymazlığın zararları bunlarla da kalmaz; dinî ve millî değerlerini kaybetmiş bu tür toplumlarda kimliksizlik bunalımları yaşanmaya başlar.. yığınlar fanteziden fanteziye koşar.. başkalaşmalar ve değişmeler olağan hâdiseler gibi görülür.. Âkifçe ifadesiyle “din harap, iman serap” olur.. toplum tepetaklak izmihlâl ahlâkına yuvarlanır ve geçmişe ait ne varsa hepsi bir bir yıkılır gider.
Biz, taassup dediğimizde, öteden beri daha ziyade hep asabiyetteki ifratı kastetmişizdir. Bu mânâda asabiyet ve taassubu nüanslarına dikkat etmeden bazen “bağnazlık” ve “yobazlık” kelimeleriyle karşılamışızdır ki, günümüzde buna Frenkçe bir kelime olan “fanatizm”i de ilâve edebiliriz.
Taassup insanoğluyla var olmuş ve hemen her zaman ciddî problemlere sebebiyet vermiş ferdî ve içtimaî bir dengesizlik ve bir hastalıktır. Bu hastalık bazen yanlış bir din yorumuna ve mezhep anlayışına; bazen herhangi bir düşünce sistemi ve ideolojiye, bazen de bir ilhad ve inkâra dayanagelmiştir. O neye dayanırsa dayansın dengelenmediği takdirde her zaman zararlı olmuş; insanları birbirine karşı saygısızlığa ve tecavüze sevk etmiş, salim düşünceyi felce uğratmış, muhakemeye kement vurmuş korkunç bir marazdır. İşte böyle bir maraza müptela olan herhangi bir dengesiz, farklı düşünen herkese rahatsızlık verdiği gibi, kendi hayatını da kendi hakkında Cehennem’e çevirmiştir. Zira böyle biri, kendi inanç ve hayat felsefesini –şayet bir hayat felsefesi varsa– kendi mezhep ve ekolünü, kendi ideoloji ve tarikatını, kendi cemaat ve zümresini herkesten ve her şeyden fâik gördüğünden, kendi yol ve yönteminin dışında hiçbir şeyi tanımaz; hiçbir alternatife tahammül edemez ve hele asla müsamahalı olamaz; müsamahalı olmak bir yana, mü’minse kendi gibi düşünmeyenleri kâfir sayar, kâfirse avaz avaz “yobaz” diye onları cihana ilan eder.