İçeriğe geç

Böyle bir akılzede nezdinde “öteki” mülâhazası en canlı bir mazmundur ve bu hasta ruh hep onunla soluklanır; yerinde “küfür yobazı” der mırıldanır; yerinde “mürteci” hırıltılarıyla nefes alır verir ve sürekli kinle, nefretle yutkunur durur. Elinde gücü kuvveti varsa veya iğfal ettiklerini arzu ettiği istikamette harekete geçirebiliyorsa hemen “öteki” dediklerini ezer geçer; imkânları elvermediği yerde de onlar hakkında akla-hayale gelmedik iftiralarda, tezvirlerde bulunur; varsa basın-yayın imkânı, bütün kapıkullarını seferber eder; masum, gayri masum tefrik etmeden herkese kara çalar, sonra da bunu yedi cihana duyurur. Oturur kalkar hasım saydıklarında hep kusurlar arar, en önemsiz şeyleri büyük birer eksiklik gibi gösterir, sürekli kusur dellâllığı yapar; ama kat’iyen kendi inanç mülâhazalarıyla hiç mi hiç yüzleşmek istemez.. ve hele asla kendi değerler sistemini bir kerecik olsun test etmeyi düşünmez; düşünmez zira o, akıl, mantık, hatta dinî disiplinlerden daha ziyade şahsî hislerine ve ön kabullerine göre hareket etmektedir.. ve âdeta kendini insanüstü görerek, bir gün kendisinin de yanılabileceğine kat’iyen ihtimal vermez. Dolayısıyla da nefsiyle hesaplaşmayı aklının köşesinden bile geçirmez; geçiremez zira o, körü körüne kendi duygularının, kendi tutkularının esiri tam bir düşüncezededir; dar düşünür, sınırlı görür; mütemadiyen yanılgıdan yanılgıya düşer ve asla objektif olamaz. Onun düşünce atlasında –varsa böyle bir ufku– başka görüşlerin, başka mülâhazaların yeri yoktur ve aslında o böyle bir renkliliğe kat’iyen tahammül edemez; tahammül edemez renk ve desen farklılığına, şive ve üslûp televvününe.

289