Günümüzde, tamamen dinin devletten ayrıldığı lâik ve liberal sistemler hemen herkesin inandığı şekilde yaşamasını benimsemiş gibi görünse de, pek çok yerde dinsizliğin şiddetle iltizam edildiği, dine ve dindara karşı da olabildiğine sert ve müsamahasız bir tavır takınıldığı açıktır. Böylelerinin, bir milletin kaderine hâkim oldukları coğrafyalarda ise, sık sık huzur ve istikrarın dinamitlendiği, halka kahreden baskıların yapıldığı, hatta değişik bahanelerle toplumun tazyiklerle sindirildiği ahvâl-i âdiyeden olmuştur/olmaktadır. Buna, kaba kuvvetle vicdan hürriyetinin mücadelesi de diyebiliriz. Böyle bir mücadelenin tarihi çok eskilere dayanır. Bu tür bir çatışmada, Allah, din, peygamber kabul etmeyenlerin yanında, bazen değişik diyanet erbabı da aynı zalim silahı kullanarak münkirler gibi davranmada beis görmemiştir: Farklı dönemlerde her şeyi ırka dayayan bir kısım Yahudi idareciler kendilerinden olmayan milletlere olabildiğine sert davranmış; ötekiler dedikleri kimseleri bir türlü hazmedememiş; dahası insanlar arası barış ve emniyet vaadiyle gelen semavî bir dini, vicdanlara baskı ve savaş vesilesi hâline getirmişlerdir. Aslında böyle bir tutum, başkalarının mağduriyet ve mazlumiyetine sebebiyet vermenin yanında onların da inkırazlarıyla sonuçlanmıştır.