İçeriğe geç

Kelâm-ı lafzî ise kelâm-ı nefsîye delâlet eden ses ve harflerden oluşmuş Kur’ân’ın lafzıdır. Bu lafzî kelâm, hudûs (sonradan olma) nitelikleri taşıdığı için ezelî değil mahluktur. Kur’ân, bir mushaf mazrufu içinde zarf hâline gelmesi keyfiyetiyle yani eşyaya taalluku keyfiyetiyle hâdistir ve o, bu yönüyle de mahluktur.

Ahmed İbn Hanbel, Kur’ân’ın mahluk olduğunu kabul etmemekte hassasiyet gösterdiği için devrin Mutezile hâkimi tarafından ağır şekilde cezalandırılmıştır.2 Bana öyle geliyor ki, İmam Ahmed İbn Hanbel bu mevzuda yanlış anlaşılmış ve Mutezile katılığının kurbanı olmuştur. Koca İmam, “Kelâm-ı nefsî, ebedî, ezelî ve kadimdir. Kelâm-ı lafzî mahlukata taalluk eden yani mahlukat tarafından inşası yapılıyor gibi olan yönüyle hâdis ve mahluktur.” diyerek cumhurun dediğinden başka bir şey dememiştir.

Bu tür meselelerde münakaşaya girmemek, bilgisizce kendi kendimize bir kanaat yürütmemek gerekir. İstemeyerek insan, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat’in cadde-i nuraniyesinden çıkmış olabilir. Bu, çok derin bir mevzudur. Hususî bir cemaate ben bu meseleyi daha arîz ve amîk arz edebilirim. Avam-ı mü’minine avamlaştırarak arz ettiğim bu bilgilerin dışında daha fazla bir şey anlatmak hatarlı ve tehlikelidir. Allah bizi sürç-i lisan ve zeyğ-i beyandan muhafaza buyursun!

3