İçeriğe geç

Son zamanlarda Melâmîlik, bir bakıma pek çok yerde, akidede vahdet-i vücudu temsil eden bir sistem hâline getirilmiştir. Onlara göre “Sen, ben diye bir şey yok, her şey Allah’tan ibarettir.” Hatta meseleyi vahdet-i mevcuda götürmüş ve monistçe her şeyi “bir”e irca etmişler ve bu “bir”in verâsında da her şeyi maddeye irca etmişlerdir. Bu yönüyle de sapmış ve firak-ı dâlleye iltihak etmişlerdir. Amelde ibadet ü taati laubaliliğe bağlamışlar, “Mühim olan huzurdur. Huzurun ve sohbetin kazası olmaz, namazın kazası olur.” demiş, oturdukları yerde –bağışlayın– laklak etmiş, ibadet ü taati geçirmiş, ama laklakı terk etmemişlerdir. Yani günümüzde bazı şubeleriyle Melâmîlik amelde de bir laubaliliğin ad ve unvanı olmuştur. Aynı zamanda Melâmîlik gidip gulat-ı Şiaya iltihak etmiş ve Hz. Ali’nin karşısında yer yer Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve pakdâmen seyyidemiz ve validemiz Hz. Âişe’ye itâle-i lisanda bulunmuşlardır. Hz. Ali karşısında bulunan Hz. Zübeyr ve Hz. Talha’ya çirkin sözler söylemeye kalkışmışlardır. Bu arada Melâmîliğin gerçek ruhuna sahip çıkanlarını tekrar tenzih etmek istiyorum. Onlar beni bağışlasınlar.

Melâmîlik her şey gibi güzel başlamış, fakat zamanla bazı inhiraflarla dinin ruhuna aykırı bir hâl almıştır.

4