Yukarıda da ifade edildiği gibi melâmet bir mânâda her tarikatın ruhunda mevcuttur. Ne var ki daha sonraları Melâmîlik farklı bir kulvarda özel yorumlarıyla baş başa kalmıştır. Eskiden bazıları, melâmet ruhuyla “Hakkımda hüsnüzan etmesinler, bana kötü adam desinler.” deyip meyhanenin önünden geçermiş. Bazıları da kendisi hakkında “Kumar oynuyor!” desinler diye kumarhaneye gidermiş.
Burada hemen bir parantez açıp şunu bir kere daha ifade etmeliyim ki bugün irşad ve tebliğde böyle bir yola kat’iyen başvurulmamalıdır. Böyle birisi daha sonra irşadda müessir olamaz. Evet, bugün irşadda bulunanların melâmet yoluna başvurmaları caiz değildir. Belki o günün şartlarında böyle bir şey olabilirdi; bugün o türlü şeylere “Evet” demek mümkün değildir.
Daha sonra melâmet mevzuu, suistimal edilerek meyhanelere, kumarhanelere ve demhanelere açık durur hâle gelmiştir. Bu anlayışı ifade sadedinde: “Orucumuz demhanede, iftarımız meyhanede, bayramımız puthanede, dem bu dem olur.” denmiştir. Bu, melâmetin tamamen şirazeden çıkması ve tefessüh etmesi demektir. Bu arada, o yola ve yönteme, kendi ruhuna uygun mensubiyetini devam ettirenler de vardır. Bir tarikatın âlî şekilde devamının şiarı, Resûl-i Ekrem’den bize intikal eden Sünnet-i seniyyeye riayetidir. Buna göre farzlar hassasiyetle yerine getirilecek, haramlardan kaçınılacak, vaciplerin edasına titizlik gösterilecek, sünnetler üzerinde tir tir titrenecek, müstehaplar yapılacak ve evrâd u ezkâra da devam edilecektir. Hz. İmam Rabbânî’nin ifadesi çerçevesinde, Sünnet-i seniyyeyi ihya etmeden tarikat olmayacaktır.1 İşte bu şartlar içinde Melâmîlik de başımızın tacıdır.
Dipnotlar
- 1 İmâm Rabbânî, el-Mektûbât 1/134 (255. Mektup).