Melâmîli̇k
Melâmîlik mutasavvifîn yollarından bir yolun adıdır. Bazı sofiye, bunun da diğer tarikatlar gibi müstakil bir tarikat olduğunu söylerler. Melâmî olarak bilinen meşhur ve mümtaz sima Abdulaziz Mecdi Efendi “Melâmîlik diye bir tarikat yoktur.” der. Bu kanaatte olan daha başkaları da vardır.
Sofiler arasında melâmet, bâtında olanı dışa vurmama tavrının unvanı olagelmiştir. Yani onlar iç dünyaları itibarıyla derin, mâverâ-i tabiata açık, tavırları açısından ise laubali ve gayriciddî bir görüntü sergilemektedirler. Onlarda zikir, fikir ve kalbî hayat vardır ama taç, hırka, tekye, zaviye ve merasim yoktur. Diğer sofilerde ise bunların hepsi söz konusudur.
Üçüncü asırda Hamdun Kassar, şekil ve şemaile baş kaldırarak melâmet yolunu seçmiş; Osmanlı döneminde de Hacı Bayram Veli’nin çırağı Ömer Sikkin taç ve hırkayı yakarak şekilciliğe isyan edip melâmet yolunu seçmiştir.
Her grubuyla Melâmîler, tevhid-i ef’âl, tevhid-i sıfât ve tevhid-i zât konularında Muhyiddin-i Arabî’nin vahdet-i vücud anlayışını takip etmektedirler.
Melâmîlik’te tekye, zaviye ve ayin olmamasına mukabil ciddî bir sohbet sistemi mevcuttur. Bu sohbetlerde daha çok kendi inanç sistemlerini işler ve kalendarâne anlayışın yayılması, yaygınlaştırılması üzerinde dururlar. Onlar hakkında neler söylendiği, ayrı bir bahsin konusudur.