İçeriğe geç

Meselenin diğer bir yanı da şudur: Allah’a sığınılacak hususlardan istiâze edilmesi ve bunun hedeflenmesi, bu hususların haricî şartlarına riayet edilmesini de iktiza eder. Aynı zamanda, Allah’a sığınılan hususlardan mü’mine verilmesi beklenen neticelere ulaşmanın hedef alınması da bu hususların hariçteki şartlarının yerine getirilmesini gerektirir. Bu konuyu bir misalle az daha açmak istiyorum:

Efendimiz’in yaptığı dualardan biri şöyledir:

اَللّٰهُمَّ إِنّ۪ي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْهَمِّ وَالْحَزَنِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْعَجْزِ وَالْكَسَلِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنَ الْجُبْنِ وَالْبُخْلِ وَأَعُوذُ بِكَ مِنْ غَلَبَةِ الدَّيْنِ وَقَهْرِ الرِّجَالِ.

“Allahım! Üzüntüden, tasadan, âcizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, borca yenik düşmekten, başkalarının ayağı altında iki büklüm kalıp ezilmekten, bazı insanların galebe ve tasallutundan Sana sığınırım.”2

Efendimiz’in yaptığı bu duada istiâze ettiği hususlardan biri “hazen”dir. Hazen, tasa, keder ve işin sarpa sarması gibi mânâlara gelir. İnsanın içindeki tasa ve keder, bazen hem işlerin sarpa sarmasına hem de iradeyi felç eden bir çaresizlikle bunalımlara sebebiyet verir. Buna karşılık yapılacak şey, Allah’a sığınma olmalıdır. Zira gerçek melce’ ve mencâ (sığınılacak yer) Allah Teâlâ’dır; evet, sadece O’na sığınılır ve her şey O’ndan beklenir. Böyle bir mülâhaza, aynı zamanda kulun Rabbisine karşı edebi ve saygısının gereğidir. Eskiden tekyelerde kapının arkasında “Edep Yâ Hû!” yazılırdı. Nasıl ki sahabenin Peygamber Efendimiz’le gizli bir şey konuşmak istediğinde –âyetin ifadesiyle– sadaka vermesi gerekirdi.3 Şüphesiz bu, onların mazhar olduğu nimetten ve hiç de ucuz olmayan bir mülâkata şükran nişanesiydi.

2