İçeriğe geç

* * *

Akıl, dimağın; vicdan da, ruhun sezip kavramasıdır. Birincisini “bilmek” diye tarif edeceksek; ikincisine “his” demek uygun olur. Bu itibarladır ki, aklı âtıl, vicdanı ölü kimselerin, ne varlığı duyup hissetmeleri, ne de onun içinde olup biten şeyleri bilmeleri kat’iyen düşünülemez.

* * *

Hikmet açısından his, ruhun bizzat idrak mekanizması demek olan vicdandır. Bu bakımdan, hissiz insan bir mânâda vicdansız, vicdansız insan da hissiz demektir.

* * *

Daha has mânâda his, iyi ve güzelin, fena ve çirkinin bir iç seziyle sezilmesidir ki, böyle bir yolla pek çok insanî vasıflar ortaya çıkarılabilir. Meselâ, “Düşmanımızı esir ettiğimiz zaman, öldürmek mi, affetmek mi? İffetimizi lekeledikleri zaman, lekelemek mi, insanca davranmak mı?”: Biz bunlar arasındaki tercihi hep bu mânâdaki hisle yaparız.

* * *

His, hikmetle terbiye edilir ve geliştirilir. Maddeci felsefe ise, onu söndürür ve köreltir. Bu itibarladır ki, her meseleyi götürüp akla dayayanlar, hissin aydınlık dünyasını hiçbir zaman tanıyamazlar.

* * *

Doğru his, garazsız, ivazsız bir duyarlılığı gerektirir. Hakikî ve tam bir duyarlılık da, hakikî ve tam bir histen doğar.

* * *

Hissiz ve vicdansızların bütün zaferleri tamamen hayvanî zaferlerdir ve birer rezalet silsilesinden ibarettir ki; cismanîliğin azgınlaşıp, nefsanîliğin gayyalaşması; ruhun kolunun-kanadının kırılıp, vicdan mekanizmasının felç edilmesiyle noktalanır.

* * *

49