Kalbini iman nurları, kafasını da ilim ve içtimaî terbiye ile aydınlatmış bir kadın, evini yeniden her gün inşa ediyor gibi, ona yeni yeni güzellik buudları ekler. Sefih ve kendini bilmezlere gelince, mevcut yuvaları bile yıkıp harabeye, kasvetleştirip mezara çevirirler.
* * *
Kadın, bulaşık bir kap, değersiz bir maden parçası olmadığı gibi, yeri de bulaşık kaplarının, maden parçalarının bulunduğu yer değildir. O, eşsiz bir pırlantadır ve mutlaka sedef kakmalı pırlanta kutularında korunmalıdır.
* * *
Kadın, incelik, letafet ve hassasiyette müstesna bir yere sahiptir. O, bu hususiyetleriyle ancak kendi tabiat ve fıtratının çerçevesinde kaldığı sürece yuvasına, dolayısıyla da kendi toplumuna yararlı olabilir.
* * *
Bugüne kadar feministlerin kadın adına ileri sürdükleri her teklif, onu hoyratlaştırıcı, küçük düşürücü ve tabiat deformasyonuna uğratıcı olmuştur. Oysaki kadın, varlık zincirinde çok önemli bir halkadır ve onun en ehemmiyetli yanı da, kendi fıtrat ve tabiatının sınırlarına saygılı kalmasındadır.
Tabiat
Tabiat, umumî mânâda varlığın bütünü, hususiyetleri ve onun yaratılıştan gelen özellikleri demektir. İnsanda ise, onun huyu, mizacı, karakteri mânâsına gelir. Tabiat, hangi şekliyle ele alınırsa alınsın, Kudreti Sonsuz’un eliyle işlenmiş bir dantela, Yaratıcı Güç’ün elinde bir kanun ve O’nun hikmetlerini terennüm eden bir kitaptır. Tıpkı madde gibi, tabiat da hissiz, şuursuz ve idraksizdir. Bu itibarla da o, hem her gün bağrında var edilen bunca yaratıkların, hem de şuur, irade, idrak ve ilmî plânlar isteyen bütün varlıkların diliyle kendi âcizliğini ve fakirliğini haykırmaktadır. Yani o, arkasındaki muhît ilmi, muhteşem kudreti ve akıllara durgunluk veren bir iradeyi âvâz âvâz ilân etmektedir.
* * *