İbn Mesud (radıyallâhu anh) anlatıyor: “Bir gün Allah Resûlü’yle beraber gece namaz kılmaya azmettim. Geceyi O’nunla geçirecek ve yaptığı ibadeti yapacaktım. O, namaza durunca peşi sıra ben de durdum. Fakat bir türlü rükûa gitmiyordu. Hatta bir ara aklıma kötü bir şey geldi…” Yanındakilerin, “Aklına ne geldi?” diye sorması üzerine İbn Mesud, “Namaz esnasında o kadar yoruldum ki bir ara namazdan ayrılıp O’nu namazıyla baş başa bırakmayı düşündüm.” dedi.131
Hz. Âişe (radıyallâhu anhâ) anlatıyor: “Allah Resûlü’nün benim yanımda kaldığı bir gece beraberce yatağa girmiştik. Bir müddet sonra, ‘Ya Âişe! Bana müsaade et, Rabbime ibadet edeyim.’ dedi. Ben, ‘Vallahi yanımda olmanı isterim ama Allah’a kulluk etmeni daha çok isterim.’ dedim. Bunun üzerine kalktı, duvarda asılı duran kırbadan abdest aldı ve namaza durdu. Namazda sakalı ıslanıncaya kadar ağladı. Secdeye vardı, ağladı. Gözyaşlarıyla yer ıslandı. Sonra yan tarafına dayandı ve ağlamaya devam etti. Yanına Bilal geldi, sabah namazının girdiğini bildirdi ve, ‘Ya Resûlallah! Namaz vaktidir.’ dedi. Bilal, Allah Resûlü’nün ağladığını görünce, ‘Ya Resûlallah! Neden ağlıyorsun. Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını affetmedi mi?’ dedi. Allah Resûlü şu cevabı verdi: ‘Ey Bilal! Neden ağlamayayım, bu gece bana:
إِنَّ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَاخْتِلَافِ اللَّيْلِ وَالنَّهَارِ لَآيَاتٍ لِأُولِي الْأَلْبَابِ الَّذِينَ يَذْكُرُونَ اللَّهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلَى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِي خَلْقِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَذَا بَاطِلًا سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ