Bütün bunları derinlemesine duyma, hususiyle namaza konsantrasyon açısından çok önemlidir. Böyle derinlemesine bir duyma ile namaza durursanız hergün karşınıza farklı bir kapı aralanabilir. Bir yerde meseleyi sizin gördüklerinizin dışında farklı bir derinlik içinde duyarsınız. Bazen kıyamda dururken bir kapı aralanır, bazen rükûda, bazen kavmede, bazen secdede. Fakat hep peşinde olmak lazım ki o kapı aralansın. Eliniz kapının tokmağında kalbiniz sürekli O’nunla beraber olmazsa kapılar aralanmaz. “Bunları hissetmeden kıldığımız namazlar hiçbir şey ifade etmiyor mu?” diye sorarsanız, böyle bir namazla Allah’a karşı borcunuzu eda etmiş olursunuz ve –inşâallah– ötede sorumlu olmazsınız. Fakat namazın hakikatına ulaşmamış olursunuz. Oysaki namaz, duyularak, âdeta bir şerbet yudumlar gibi kılınmak üzere Allah tarafından vaz’ edilmiş; yerdekilere göklerin bir armağanıdır.
Bir de namazın ruh ve mânâsı hemen inkişaf etmeyebilir. Kendisinde namazın ruhu inkişaf eden bir insan, en tatlı bir işle meşgulken fırlayıp namaza durmak ister ve namazdan zevk alır. Her zaman olmasa bile çok defa şöyle der: “Keşke ömür hiç bitmese de ben hep böyle ayakta dursam!” Ama bunun inkişaf etmesi için insana bazen yirmi, bazen otuz, bazen kırk sene lazımdır. Kırk sene kemerbeste-i ubûdiyet içinde o kapıda durursun ve namaz ancak o zaman inkişaf eder.