O’nun Rahman ve Rahîm olduğunu ilan ederken yine aynı derin duygularla dolmalısınız. “Mâlik-i yevmi’d-din” hakikatini dile getirirken onun ihtiva ettiği mânâları da üzerine bir damga gibi vurmalı ve Cenâb-ı Hakk’a o yüküyle beraber göndermelisiniz. Namaz, sizin için de bir miraç olmalı ve siz Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Miraç’ta duyduğu hakikatleri kendi idrak ufkunuzdan duymaya çalışmalısınız.
Namazın bütün mânâlarını yudumlayarak adım adım yükselmeli, âdeta birinci kat semada Hazreti Âdem’le, ikinci kat semada Hazreti Yahya ve Hazreti İsa ile üçüncü kat semada Yusuf Aleyhisselamla derken diğer katlarda Hazreti İdris, Hazreti Musa ve Hazreti İbrahim’le görüşmeli, herbirinin hayatından ibretler almalı, huzurlarının insibağına ermeli ve bir adım daha atınca kendinizi haremgâh-ı ilâhîye girmiş gibi hissetmelisiniz. Namazın sonunda selam verir vermez de huzurun adabına riayet edememiş olma endişesiyle bir kere daha ellerinizi kaldırmalı, yine tesbih, tahmid ve tekbir cümleleriyle dergâh-ı ilâhîye nazar etmeli ve namazın mânâsını tekit eden o mübarek kelimeleri otuz üçer defa tekrarlamalısınız.
Namazın ardından yapılan tesbihatta şöyle bir mülâhaza gözetilebilir: Namazda tafsilatıyla zikrettiğim bu kelimeleri, namaz sonrasında icmalen (özet mahiyetinde) tekrar zikrediyorum. Her ne kadar bu ifadeleri namazda zikretmiş olsam da bunlara henüz doyamadım. Hele namazdan sonra bir kere daha Allah’ı bu ifadelerle anayım.
İşte namazı böyle engin duygu ve düşüncelerle ikâme etmek gerekiyorsa onu geçiştiremezsiniz; öncesinde yapılması icap eden hazırlıkları tam yapmalı ve onu mânâsına uygun bir tarzda eda etmelisiniz.