İçeriğe geç

Bu arada, yukarıda ifade edilen hususlara bakıp da bizim, yarım yamalak da olsa kıldığımız namazların Allah (celle celâluhu) tarafından kabul edilmediği/edilmeyeceği zannedilmesin. Öyle ümit ediyoruz ki sonsuz lütuf ve merhamet sahibi Rabbimiz, bu seviyede kılınan namazları da kabul buyurur. Öyle ki bu namazlarımızla dahi bizi Cennet’ine koyar, onları berzahta bizim için bir dost, sıratta bir Burak hâline getirir, belki de bir şimşek yapıp ufkumuzu aydınlatır. Bu açıdan hiçbir zaman namazdan geri durmamalı, namaz asla hafife alınmamalıdır. Fakat diğer taraftan himmetler de her zaman âlî tutulmalıdır. Celâl ve azamet sahibi Rabb-i Kerimimize karşı eda edeceğimiz ibadet O’nun büyüklüğü ile doğru orantılı olmalıdır. Yapacağımız ibadet O’nun bize sayamayacağımız kadar çok olan lütuf ve ihsanlarına karşı bir şükür mânâsı taşımalıdır. Dolayısıyla bir mü’min ömür boyu hep hakikat-i namazı bulmaya çalışmalıdır.

Niyette önemli bir husus da ibadetin bütün rükün ve cüzlerinde onun canlı ve hüşyâr bir hâlde varlığını hissettirmesidir. Mü’min, tam bir konsantrasyonla başta ettiği niyetini, yani o mutlak kast, mutlak teveccüh ve mutlak nazarını namazın her rüknünde vicdanında duymalı ve bunların dışında kalan şeylere karşı da isyan etmelidir. Evet, mü’min namazda iken, O’ndan başka her türlü mülâhaza ve düşünceye karşı rahatsızlık duymalı ve bu rahatsızlığını iç dünyasında bir tepki şeklinde göstermelidir. Mesela bir insan, اَلرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ“O, Rahman’dır, Rahîm’dir.”203 derken O’nun sonsuz rahmetinin değişik tecellî dalga boyunun kendisine kadar gelip her şeyi kuşatmasını vicdanında duyamıyorsa içten içe kendi kendini kınayabilmelidir.

211