Buna göre bir mü’min, sadece Bir’i görmeli, Bir’i bilmeli, Bir’i duymalı, Bir’i aramalı, Bir’i çağırmalı, Bir’i hissetmeli, Bir’in dışında her şeye karşı kapalı kalmalı ve namazın bütün erkânında bunu yakalamaya çalışmalıdır. Yakaladığı zaman da, “Bu böyle yakalanmaz. Asıl kendimi unutacak şekilde yakalamalı ve kendimi duymamalıydım. Ben var mıyım, yok muyum unutmalıydım.” demeli ve bu ölçüde âdeta kendinden geçmelidir.
Ölesiye Bir Gayret
Bir kez daha ifade edelim ki bütün bunlar, birer seviye meselesidir. Alıştırma yapmadan, nefsi zorlamadan bu seviyelerin yakalanması mümkün değildir. Yani başta tekellüf olmazsa daha sonra teklif olmaz. İşin başında zorlama olmazsa daha sonra nefse öyle bir şey teklif edemezsiniz. Bu açıdan gözünü bu seviyelere dikmiş bir insanın kendisini ölesiye bir gayretle zorlaması gerekir. Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri bir yerde, “Ben altmış sene kendimi zorladım. Altmış sene sonra Allah lütfetti, namaz kılmaya başladım.” mânâsına gelecek bir ifadede bulunuyor. O hâlde bizim gibi hayatında hakiki namazı tatmayanlar, hiç olmazsa beş-on sene kendilerini namaz kılmaya zorlamalıdırlar.