Firavun boğulurken gerçekten “İman ettim.” dedi mi, yoksa onu kalbinden mi geçirdi? Ehl-i Sünnet’in görüşü; mevsim tamam ve söz de tam ise, içinden geçirme dahi telaffuz sayılır; hatta telaffuz içte ifadesini bulan o mazrufa ancak zarf sayılabilir. Ne var ki Firavun’un bu mülâhaza veya ifadesi فَلَمْ يَكُ يَنْفَعُهُمْ إ۪يمَانُهُمْ لَمَّا رَأَوْا بَأْسَنَا“Allah’ın hışmını açıktan gördükleri zaman artık iman fayda vermez.”8 fehvâsınca, Firavun o esnada iman etme fırsatını kaçırmıştı. Yahut o, böyle bir sözü, o durumdan cismaniyeti adına kurtulmak için söylemişti ki, Allah da ibret olsun diye onun cesedine necat vermişti. Bundan başka, Firavun o sıkışıklık anında bile, Musa ve Harun’un tavsif ettikleri bir Zât-ı Ecell-i A’lâ değil de, şöyle-böyle dar bir telakki ve çarpık bir anlayışın ifadesi olarak, “İsrailoğullarının iman ettiği Zât’a” diyerek peygamber ufkuna değil de, bilhassa o dönem itibarıyla henüz sisli dumanlı bulunan İsrailoğullarının idrak ufkuna yöneldi ve tevbe çıkışını telakki yanlışlıklarıyla köreltti.
Zaten tarihin dediğine bakılacak olursa Firavun bir dehrî idi (materyalist de diyebiliriz). Böyle birinin, hemen çarçabuk inanması zor olsa gerek. Kaldı ki eğer iman, Allah’ın varlığının ve birliğinin kabulünün yanında Hz. Musa’nın da nübüvvetini tasdikten geçiyorsa, Firavun o karışık sözleriyle “İman ettim.” derken dahi ayrı bir küfrü irtikâp etmiştir.
Dipnotlar
- 8 Mü’min sûresi, 40/85.