“Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer. Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini çıkarıp solur.”9
Mevzumuzla bütünleştirerek, benim buradan anladığım şey, çeşitli devirlerdeki Ashab-ı Kehf’i ve onların yaptığı vazifeyi yapanları; daha açık ifade ile, tebliğ ve irşad erlerini, Allah (celle celâluhu), henüz vahşetini atamamış ve insanî kemalât yoluna girememiş insanlara korutarak dini ve o dini temsil edenleri facirlerle dahi teyit edecektir. Zaten, tarihî tekerrürler devr-i daimine baktığımızda bunu ayan beyan görebiliriz. Hakikî dindar insanların üzerine yer yer Avrupa’nın zalimleri, zaman zaman da Asya’nın münafıkları ve daha nice azılı din düşmanları, “fundamentalizm, gericilik, yobazlık, irtica…” diye saldırdıkları bir dönemde onları koruyan, onlara sahip çıkan, tam onlardan olmasalar bile onları sıyanet kanatları altına alıp Hak inayetini ve himayesini temsil eden dünya kadar insan çıkmıştır.
Dipnotlar
- 9 A’raf sûresi, 7/176.