İçeriğe geç

Evet hem O’na hem de O’nun vefalı mensuplarına: وَلَلْاٰخِرَةُ خَيْرٌ لَكَ مِنَ الْأُوۧلٰى denilerek O’nun ve hakikî ümmetinin böyle iyi hâlden daha iyi hâle, izafî hayırlardan hakikî hayırlara, imandan amele, amelden ihsana, âlâmdan lezâize, mudâyakalardan ferah-fezâ iklimlere ve neticede uhrâlar uhrâsı olan Cennet ve rü’yetullahla noktalanan hakikî ahirete varılacağı bişareti verilmektedir.

اَللّٰهُمَّ اِنَّا نَسْئَلُكَ الرِّضٰى بَعْدَ الْقَضٰى وَبَرْدَ الْعَيْشِ بَعْدَ الْمَوْتِ وَلَذَّةَ النَّظَرِ إِلٰى وَجْهِكَ وَشَوْقًا إِلٰى لِقَائِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِم۪ينَ وَصَلَّى اللّٰهُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَاٰلِه۪ أَجْمَع۪ينَ
وَلَسَوْفَ يُعْط۪يكَ رَبُّكَ فَتَرْضٰى

“Doğrusu Rabbin, sana vereceklerini öyle bir verecek ki, hem O’ndan hem de verdiklerinden tam razı olacaksın.”

(Duhâ sûresi, 93/5)

Bu âyet-i kerimedeki فَتَرْضٰى“Razı olup, hoşnut kalacaksın.” kaydını makam-ı rıza olarak anlamak uygun olabilir. Şöyle ki, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) mebdede bir nüve mahiyetinde makam-ı rızanın mazharı olarak dünyaya gelmiştir. Evet bu mazhariyet başlangıçta tıpkı bir çekirdek gibidir. Nasıl bir çekirdek toprağın bağrına atılır, sonra bir rüşeym olur; derken gelişir, büyür ve semalara ser çeker. Aynen öyle de Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Allah’ın kendisine ihsan ettiği iradesi, cehd ve azmiyle bilkuvve olan rıza makamına mazhariyeti, tasavvurlar üstü bir performansla bilfiil hâline getirmiştir. Öyleyse وَلَسَوْفَ يُعْط۪يكَ رَبُّكَ فَتَرْضٰى daki rıza-yı mutlak, neticesi nazara alınarak denebilir ki, O, mutlaka makam-ı rızaya ulaşacaktır. Meseleyi “ulaşacaksın” diye istikbal eksenli ele almanın sebebi ise وَلَسَوْفَ sözcüğüdür.

Aslında böyle güzel bir akıbet, dünyaya gelen ve Rabbin emri, yasakları çerçevesinde hayat süren hemen herkes için geçerlidir. Yeter ki bu kimse, kendisine verilen istidatları yanlış istikametlerde değerlendirmesin.

352