Hz. Zekeriya (aleyhisselâm) قَالَ رَبِّ هَبْ ل۪ي مِنْ لَدُنْكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةًۚ“Rabbim, bana, tarafından hayırlı bir nesil bağışla…”2 diye dua etmişti; etmişti ama, duanın kabul edildiğine dair haberi alınca da, sevinç ve hayret karışımı bir ruh hâliyle “Nasıl olabilir ki!” deyivermişti. İlk bakışta bu iki hâdise arasında bir münâfat var gibi gözükse de, aslında böyle bir münâfat söz konusu değildir. Şöyle ki, Hz. Zekeriya, yönelip Rabbine dua ederken, tam bir konsantre ve teveccüh içinde, sebepler dairesini aklına dahi getirmeyecek ölçüde, dua makamının gereği, esbabı aşkınlığı sergilerken –ki, bunda peygamberlik davasına bir vâris bekleme gibi tamamen uhrevî bir buudun varlığı da bahis mevzuudur– öyle demiştir. Sonra, –tabir caizse– âlem-i yakazaya gelip sebepler çerçevesinde meseleye baktığında, sevinmiş, şaşırmış, “Ben yaşlı, karım da kısır iken” demiştir ki ikisi de ayn-ı hakikattir.
Burada önemli bir başka hususa daha işaret etmek yerinde olur. Klasik bazı tefsir kitaplarında Hz. Zekeriya’nın, “Benim nasıl oğlum olabilir ki!” sözünü, bir taaccüp ifadesi olarak ele alırlar. Bence –ki peygambere yakışan da odur– bu söz taaccüp değil, Cenâb-ı Hakk’ın kudretini takdir makamında söylenmiş bir hayret ifadesidir. Buna, İbn Arabî’nin vilâyette en yüksek makam hayret makamıdır, mülâhazasıyla3 bakacak olursanız, pek de mansıb-ı nübüvvete münafi olmadığı görülür. Evet, yaşlı bir nebi, kısır bir kadından dahi, çocuk yaratmaya kâdir Allah’ın kudretini kabullenmiş olmanın verdiği mârifet buudlu hayretle, takdir hislerini dışarı vurmuş ve bu hislerini, hislerimize uygun elfâz ve kalıplarla ifade etmiştir.
Dipnotlar
- 2 Âl-i İmrân sûresi, 3/38.
- 3 Bkz.: İbn Arabî, el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye 1/408-411; 7/62-63.