Durum böyle olunca da peygamber hanesindeki bir insan bile bazen hidayete eremez. Bazen de tam tersi olur; Firavun sarayında bir mü’min-i âl-i Firavun ve Âsiye yetişir. Tabiî bu çeşit hidayette daima beşer iradesi devreye girmektedir. Allah (celle celâluhu), hidayete götürücü bütün vesileleri yaratır. Hidayeti yaratmasına gelince o, insan iradesine bağlıdır. İrade dediğimiz mahiyet ve hüviyeti meçhul bu izafî varlık, burada da bir âdi şart olmaktadır.
Kur’ân-ı Kerim’in birçok âyetinde bu tür hidayet ele alınmaktadır. Biz, bunlardan bir ikisini zikretmiş olacağız:
a. وَأَمَّا ثَمُودُ فَهَدَيْنَاهُمْ فَاسْتَحَبُّوا الْعَمٰى عَلَى الْهُدٰى فَأَخَذَتْهُمْ صَاعِقَةُ الْعَذَابِ الْهُونِ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَۚ
“Semud milletine doğru yolu göstermiştik, ama onlar körlüğü doğru yolda gitmeye tercih ettiler. Kazandıklarının karşılığı olarak onları alçaltıcı azabın yıldırımı çarptı.”8
Demek oluyor ki, esasen Semud kavmine hidayet vesilesi ulaşmıştır. Bu Hz. Salih’tir (aleyhisselâm). Fakat onlar kendi irade ve ihtiyarlarıyla körlüğü tercih etmişler ve temerrütle burunlarının doğrultusunda giderek gayyaya yuvarlanmışlardır.
b. Allah (celle celâluhu), hidayete vesile olmaları için nice peygamberler göndermiştir. Ta ki, kendi iradeleriyle sapıtanlar, hiçbir mazeret ileriye süremesinler:
“Peygamberlerden sonra, insanların Allah’a karşı bir hüccetleri olmaması için, müjdeleyen ve korkutan peygamberler gönderdik. Allah Aziz’dir, Hakim’dir.”9
İnsanlar sapıklıklarına karşı hiçbir mazeret ileri sürecek durumda değildir. Çünkü ard arda gelen peygamberler, insanlara hakikatleri bütün çıplaklığı ile anlatmışlardır. Kötülüklerin encamını ve iyiliklerin insanı hangi zirvelere ulaştıracağını bir bir söylemişlerdir.
Dipnotlar
- 8 Fussilet sûresi, 41/17.
- 9 Nisâ sûresi, 4/165.