ifadelerinde, her şeyin çok güzel bir şekilde yerli yerine yerleştirildiği görülmektedir. Çünkü ihsan şuuru ve irfan nurundan mahrum bir fert için, yapılan ibadetler, öteden beri yapılagelen bir formalite ve kültürden öteye geçmeyebilir. Herkes oruç tuttuğu için o da oruç tutmuş, anne babasında öyle gördüğü için namaz kılmış, başkaları hacca gittiği için hacca gitmiştir. Dolayısıyla böylelerinde ibadetler çok defa suretten öteye geçmediğinden onların ruh ve mânâsı yakalanamaz. Zaten bu durumu ifade sadedinde Resûl-i Ekrem Efendimiz de (sallallâhu aleyhi ve sellem);
“Nice oruç tutanlar vardır ki, nasipleri sadece açlık ve susuzluktur. Nice namaz kılanlar da vardır ki, nasipleri sadece yorgunluk ve zahmettir.”87 buyurmuyor mu? Demek ki, ibadet ü taatin değer kazanması onun, ne ölçüde irfana iktiran ettiğine bağlıdır.
Mesela irfan ufkunda ihsan şuuruyla eda edilen öyle bir namaz vardır ki, böyle bir namaz sahibi kendini o esnada huzur-u kibriyada görebilir. Öyle ki el ve ayaklarını hareket ettirirken kendini Arş’ın örtülerine dokunuyor gibi hisseder. Hisseder de el ve ayak hareketi gibi yakışıksız tavır ve davranışların, huzur-u kibriyada saygısızlık kategorisi içinde mütalâa edileceğini düşünerek tir tir titrer. Nitekim Cenâb-ı Hak, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) namazdaki durumunu anlatırken;
“O ki, (gece namaza) kalktığın zaman seni görüyor. Secde edenler arasında kıvrım kıvrım kıvrandığını da.”88buyurmaktadır.