İçeriğe geç

Ayrıca bu tür hâdiseleri, çocuklara verilen şekerleme nevinden, ümit ve şevki kamçılama adına bir tür şekerleme olarak kabul etmek gerekir. Yoksa sadık bir hakikat eri, bunların hiçbirine talip olmamalıdır. En mücriminiz olan ben bile şöyle diyorum: “Allah’ım! Dünyada bazı şeyler vermek suretiyle ahirette lütfedeceğin nimetleri burada kullandırma! Bizleri, أَذْهَبْتُمْ طَيِّبَاتِكُمْ فِي حَيَاتِكُمُ الدُّنْيَا ‘Bütün zevklerinizi dünya hayatınızda kullanıp tükettiniz.’154 âyetinin tokadıyla tokatlama!” Fakat her şeye rağmen bazı insanlar, çetin ve sıkıntılı dönemlerde, bu türlü hâdiseleri, kuvve-i mâneviyeyi takviye adına önemli görüyor ve bir Peygamber referansı şeklinde değerlendiriyorlarsa anlatılmasında mahzur olmasa gerek.

Öte yandan din-i mübin-i İslâm’ın gönüllere duyurulmasını engellemek isteyen onca hasım daire olmasına rağmen, bu insanlar, bu mefkûre muhacirleri gittikleri yerlerde hüsnükabul görüyorlarsa bunu da, Allah’ın bir inayet ve teyidi olarak görmek gerekir. Aynı şekilde bu insanların, yaptıkları işlerle alâkalı, bilhassa küreselleşen dünyada farklı kültür ve telakkilerin mensuplarıyla birlikte yaşama adına ciddi bir seminer alma imkânları olmadığı hâlde, çok farklı kültürlerin bulunduğu coğrafyalarda bozgun yaşamayıp dikiş tutturabilmeleri de, te’yid-i ilâhî ve te’yid-i nebevinin ayrı bir göstergesi sayılabilir ve yapılan bu hizmetlerin murad-ı ilâhîye muvafık düştüğü söylenebilir. Zira sahabe efendilerimizden (radıyallâhu anhüm) sonraki dönemlerde bu ölçüde bir açılımdan bahsedebilmek oldukça zordur.

Evet, acz, fakr, şükr, şevk, tefekkür ve şefkat esaslarına dayanarak, tevazu, hacalet ve mahviyetle yüce bir mefkûre uğruna yollara dökülen bu insanların, dünyanın dört bir yanında –tabir caizse– nim-mürşid (bir nevi mürşid) mahiyetinde el ele tutuşup hak ve hakikate tercüman olmaya çalışmaları ayrı bir Hakk’a yürüme limanı ve ayrı bir inşirah vesilesidir.

182