İçeriğe geç

Elbette ki Cenâb-ı Hak, her zaman müteâldir, O’nun adı zaten zâtında yücedir. Ancak zâtında yüce olan bu yüceliğin gönüllerde duyulup hissedilmesini sağlamak da bir mü’minin varlık gayesi, en temel vazifesidir. İşte bu itibarla diyoruz ki din-i mübîn-i İslâm’ın, bütün bir yeryüzünde gönüllerde bir kez daha şehbal açması için sürekli fikir çilesiyle oturup kalkma, hep o mevzu etrafında tedebbür ve teemmülde bulunma, çözüm adına değişik yol ve yöntemler arama, onunla uykuların kaçması ve o ızdırapla geceleri kalkıp deliler gibi dolaşıp durma.. evet, bütün bunlar hem de âlî derecede tefekkür kategorisine giren hususlardır. Zira tefekkürünüz neye taalluk ediyorsa taalluk eden mevzuun kıymeti ölçüsünde sizin tefekkürünüz de kıymet kazanır.

Bir düşünün Allah aşkına! Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Mustafa (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) nebiler serveri, peygamberler seyyididir; ama buna rağmen günümüzde O’nun bayrağı başka bayraklar altında görünüyor ise bu, dinimiz adına bizim için bir züll değil midir? Eğer bir Müslüman ruh ve vicdanında bunun üzüntüsünü duymuyorsa nebiyle alâka ve münasebeti de o ölçüde demektir. Şimdi bir mü’min bu ızdırapla kıvranıyor ve Efendiler Efendisi’nin namını en üst seviyede insanlığa duyurmak için fikrî cehd ve gayret içinde bulunuyorsa, işte onun bu tefekkürü âlî derecede bir tefekkür demektir. Bu noktada yukarıdaki ifademizi bir kez daha hatırlayabiliriz: Bizim düşüncemizi bağladığımız mevzu ne ölçüde kıymetliyse, tefekkür ameliyemiz de o ölçüde değer kazanacak, kıymetli hâle gelecektir.

Hüzün – Tefekkür Münasebeti

132