İçeriğe geç

Sonuç olarak, Hazreti Üstad, maruz kaldığı türlü türlü eza ve cefa, musibet ve imtihanlar karşısında hep kendisiyle hesaplaşmış, zalimlerin zulümlerinin arkasında âdil kaderi müşâhede etmiş, dolayısıyla da ne kaderi tenkit etmiş ne de kimseyi suçlamıştır. Suçlamak bir yana hakikat nurunun imana muhtaç gönüllerdeki tesirini gördükçe kendisini kasaba kasaba dolaştıranlara, zindanlarda kendisine yer hazırlayanlara hakkını helâl etmiştir. Ve yine o, hiçbir sûrette ulvî hakikatleri kendi şahsına alet yapmamış; iman ve Kur’ân hizmeti karşısında maddî-mânevî hiçbir beklentiye girmemiştir; girmemiştir zira ihlâsın zedelenmemesi, o dupduru hakikatlerin nefsî bir kısım mülâhazalarla kirlenmemesi için müthiş bir irade ortaya koymuş, bir aşkınlık sergilemiş ve böylece kendisinden sonra gelenlere rehber ve örnek olmuştur. Dolayısıyla din-i mübîn-i İslâm’a hizmet etmeye adanmış ruhlar, hizmetlerini sadece Hak rızasına bağlayıp kendilerini unutabildikleri ölçüde Hazreti Üstad’ı örnek almış, hak ve hakikate tercümanlık yapmış olacaklardır.

174