Zahiri planda cüz’î iradeyi hiç akla getirmeksizin bütün bunları sırf Cenâb-ı Hakk’ın hususî bir teveccühü şeklinde değerlendirip şöyle diyebilirsiniz; “Sanki Cenâb-ı Hak bazı yerlere ekstra lütuflarda bulunup oraları mübarek kılmış, ayrı bir velûdiyet ve verimliliğe mazhar etmiştir.” Fakat şahsen ben, temelde meseleyi Mâtüridî akidesi çerçevesinde ele alıp değerlendirmeyi daha salim ve daha emniyetli bir yol olarak görüyorum. Bu sebeple her hayırlı işin mebdeinde şart-ı adi dahi olsa hayra vesile teşkil edecek bir cüz’î iradenin mevcudiyetini arama lüzumu duyuyor, ileride yapılacak hayırlı işler için başlangıçta verilen bir avans şeklinde dahi düşünsek meseleyi iradeye bağlamanın Muhasibî’nin ifadeleri içinde “Kur’ân akliliği”ne daha muvafık düştüğü kanaatini taşıyorum.
Bozyaka
Meselâ bu açıdan Bozyaka’yı ele alıp üzerinde düşünebilirsiniz. Onun arsası merhum Nefi Bey’e aitti. O zat adı gibi nâfi (faydalı), çok güzel, çok kıymetli bir insandı. Arsa ona kayınpederinden intikal etmiş. Enteresandır; kayınpederi, çoluk çocuğunu ahlâkî dejenerasyondan, çağın mesâvî ve kötülüklerinden muhafaza düşüncesiyle o dönem için İzmir dışı sayılabilecek Bozyaka’da bir arsa alıp, avlu duvarları yüksek iki katlı bir yazlık yaptırmış. Ben o evi görmüştüm, ahşap, temiz bir evdi. Bozyaka Yurdu işte o evin arsası üzerine yapıldı. Şimdi geriye doğru gittiğinizde, tâ işin mebdeinde temiz, nezih bir insanın salâbet-i diniye ve gayret-i diniye ile bir hazire oluşturmasına şahit olur ve o işin temelinde böyle bir safvet ve samimiyetin yer aldığını müşâhede edersiniz.