Kur’ân-ı Kerim hamde bu kadar önem veriyor, Peygamber Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselâm) nam-ı celili “hamd” kökünden geliyor, ahirette buluşma noktası ve varacağımız yer olarak hamd otağı gösteriliyor ve bütün bunlarla birlikte ümmet de, “Ümmet-i Hammâdûn”12 olarak tavsif buyuruluyor. Ancak zannediyorum bu beyan-ı nebevîyi hem bir müjde ama aynı zamanda hem de bir gaye-i hayal, bir hedef olarak okuyup anlamamız gerekiyor. Şöyle ki, bilindiği üzere “hammâd” kipi mübalağa sigasıdır. Yani şuur ve derinliğine inmeden, ara sıra “hamd”i hatırlayan ve sadece lafzî olarak “el-hamdülillâh” deyip geçen kimseler için bu siga kullanılmaz. Hammâdûn ümmeti öyle hamde kilitlenmiş insanlardır ki, Efendimiz’in (aleyhissalâtü vesselâm) dualarında da geçtiği üzere onlar yatıp kalkarken hep “el-hamdülillâh” der, oturur kalkar Allah’a hamd eder, hamdle nefes alır verir ve ömürlerini derin bir şuur ve idrak içinde hamd atkısı üzerinde örgülerler. İşte bu seviyedeki bir hamdin ümmetin bütün fertlerinde bulunduğunu söyleyemeyiz; ancak umumî mânâda bu ümmetin hammâdûn potansiyeli taşıdığı müjdesini de mezkûr beyan-ı nebevîden istihrac edebiliriz.
Dipnotlar
- 12 Bkz.: Dârimî, mukaddime 2; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr 10/89.