İçeriğe geç

Mustafa; saf, dupduru ve katışıksız olmayı ifade eder. Bu mübarek ismin mahiyetinde safvet ve duruluğun, O’nun tabiatının bir derinliği ve bir gereği hâline gelme mânâsı vardır. Çünkü Safiyyullah isminin mazharı Hazreti Âdem’le başlayan safvet sürecinin tabiata mâl olması, tabiatın bir derinliği hâline gelmesi ancak Efendimiz’le mümkün olmuş, ulaşılabilecek en son noktaya ulaşmıştır. Bu sebeple denilebilir ki safvet meselesi Hazreti Âdem’den Efendimiz’e kadar sanki arına arına, durula durula gelmiş; gelmiş ve Nebiler Serveri’ne (aleyhi ekmelüttehâyâ) ad ve unvan olmuştur.

Efendimiz’in diğer mübarek üç ismi olan “Ahmed”, “Muhammed” ve “Mahmud” kelimeleri ise “hamd” kökünden gelmektedir. Bilindiği gibi ilk iki isim Kur’ân’da zikredilirken, “Mahmud” kelimesi Efendimiz’in ismi olarak Kur’ân’da yer almaz.

Ahmed ism-i şerifi, taayyün-i evvel hakikatiyle irtibatlıdır. Çünkü O; varlığın özü, usâresi, kâinatın mebdei, hilkat ağacının çekirdeğidir. Evet, أَوَّلُ مَا خَلَقَ اللّٰهُ نُورِي“Allah’ın haricî vücut nokta-i nazarından varlık olarak en önce ortaya koyduğu, benim nurumdur.”2 beyan-ı nebevîsinin de işaret buyurduğu gibi O’nun taayyünü bütün varlığın ilki ve öncüsüdür. İlm-i ilâhide ilk icmali belirlenen, ortaya çıkan hakikat O’nun nurudur. İşte ziyası vücudundan evvel dillere destan olan Efendiler Efendisi’nin dünyayı teşriflerinden önceki unvanı Ahmed’dir (aleyhissalâtü vesselâmü milelardi vessemâ) ve bu hakikat de hakikat-ı Ahmediye’dir. Bu sebeple O, Kur’ân’da da geçtiği üzere, Hazreti İsa (aleyhisselâm) tarafından, “Ahmed” ismiyle müjdelenmiştir.

177