Bu açıdan, hadiste nazara verilen ilim tâlibi, her gün birkaç kez yeryüzünde Allah’ın halifesi olduğunu hatırlayan, dünyevî-uhrevî her iş ve hareketinde sürekli O’nun murad ve hoşnutluğunu arayan, sık sık teşriî emirler açısından durumunu kontrol eden, Rabbiyle münasebetlerinin seviyesini ölçen; bunun yanı sıra, ciddi bir hakikat ve araştırma aşkıyla tekvinî esaslarla meşgul olup, varlık ve hâdiseleri de iyi okumaya çalışan; duyup anladığı, araştırıp öğrendiği her şeyi aile, toplum ve topyekün varlıkla uyum içinde olabilme yönünde değerlendiren; ilimden irfana yürüyen, mârifetten muhabbete kanatlanan; her nesne, her hâdise ve Hak’tan gelen her mesajı O’na yükselten bir vasıta olarak gören, dünya işlerinde de, ukbâ mülâhazalarında da hep önde olmasını bilen insandır. O, derin bir ilim aşkıyla, dünyanın tâ öbür ucunda da olsa, yararlı şeyleri arayıp bulur ve ona talip olur. Dolayısıyla o, maksadı Allah rızası olduğu müddetçe, Tefsir, Hadis, Usûl-i Tefsir, Usûl-i Hadis, Fıkıh ve Usûl-i Fıkıh.. gibi dinî ilimleri de tahsil etse; fizik, kimya, matematik, astronomi, tıp, hendese, ziraat ve sanayi sahalarında çağının en ileri teknolojilerini öğrenip değerlendirmeye de çalışsa Resûl-i Ekrem’in işaret ettiği ilim tâlibidir.
İşte, Allah rızasına kilitlenerek ister aklî isterse de naklî ilimleri öğrenmek, âlimi âbidden daha faziletli yapan, melekleri hayran bırakan, denizdeki balıkları dahi heyecanlandıran ve insanı Zât-ı Zülcelâl’in teveccühlerine mazhar kılan çok önemli bir kurtuluş vesilesidir. Bu mânâda bir ilim tahsili için yola çıkan insan, sonunda Cennet yamaçlarını ve Cenâb-ı Hakk’ın hoşnutluğunu bulacağı bir koridora girmiş sayılır.
Meleklerin Kanatları