İşte onun için “Şimdi askere çağrılsam seve seve giderim.” demiştim bir zamanlar; yine de diyorum. Neredeyse yetmiş yaşıma basıyorum, bugün çağırsalar yine giderim o mübarek asker ocağına. Sadece, “Kalb damarlarımda stent var; onu zorlayacak emirler vermeyin. Meselâ, “marş-marş” demeyin, “yat-kalk!” diyerek yormayın. Fakat, 25 kişilik koğuşlarda kalmaya, ranzalarda yatıp kalkmaya, diğer erlerle kolkola karavanaya kaşık salmaya varım.” derim. Ben böyle bir duyguyu ilk kez seslendirince medyadan bazı kimseler tarafından tenkit gördüm; “Bu kadar aşırı alâka ve muhabbet de olmaz!” dediler. Fakat, sözlerim latîfe ile karışık olsa da onların içi doludur. İnsanlar genel olarak orduyu vatanın bekçisi diye anlatırlar. Bence, o topyekûn mukaddeslerin; mâzînin, millî kültürün, hürriyet ve emniyetin en emin muhafızıdır. Dolayısıyla, onu hep takdirle ve saygıyla anmak isterim.
Ordu ile alâkalı duygu ve düşüncelerim böyle olduğu gibi, devletin temel unsurları mevzuunda da ulu orta konuşulmaması gerektiğine inanırım. Milletvekili, bakan, başbakan ve Cumhurbaşkanı gibi devleti temsil eden insanlarla ilgili her sözün çok iyi tartılıp sonra söylenmesi taraftarıyım. Bana göre, herkese saygılı davranılmalı, her insanın onur ve haysiyeti korunmalı ve hiç kimse tahkir edilmemelidir; ama, milletin önünde bulunan ve özel bir konumu olan insanların izzet ve şerefleri hakkında çok daha hassas olunmalı, onlara karşı daha bir saygılı davranılmalıdır. Çünkü, o insanları hafife almak ve onurlarını rencide etmek sadece bir şahsın haysiyetine dokunmakla sınırlı kalmaz; temsil ettikleri müesseselerin de itibarını zedeler. Onlara saygı ise, aynı zamanda temsil ettikleri kurumlara ve topluluklara hürmet mânâsına gelir.