İçeriğe geç

Gazeteyi neşre başladıkları ilk dönemde, aramızdaki dostluğu değerlendirerek bazı arkadaşları ikaz etmiş ve hemen her fırsatta, dilimizi koruma konusunda hassas davranmaları gerektiğini vurgulamıştım. Hatta aradan bir iki sene geçmişti ki, bir rüya görmüş ve onun tesiriyle bir kere daha bu meseleye dikkatleri çekmiştim. Aslında o rüya esnasında uyku ile uyanıklık arası bir hâldeydim. Beni, semada kurulan bir mahkemeye çağırdılar. Âlî bir divan kurulmuştu; gökte yapılan o duruşmada ben sanık sandalyesine oturtulmuştum. Bir aralık mahkeme reisi olan zat, “Dilinizi berbat ettiniz; bu dili çok kötü kullanıyorsunuz.” dedi. Bu sözlerle, mahkeme mevzuunun dilimizin bozulması olduğunu anlamıştım. Mahkemelerde atf-ı cürüm çok yaygındır; ben de işin içinden sıyrılmak için “Arkadaşlara defaatle söyledim; bu meselede hassasiyetle hareket ettiğim hâlde bazılarına laf dinletemedim. “Onlar, dilin canına okuyorlar.” dedim. Evet, rüya ile hüküm verilmez, rüyalar objektif değildir; fakat onun tamamıyla boş ve mânâsız olduğuna da ihtimal vermiyorum.

21