İçeriğe geç

Ayrıca, bir insan, kendi şahsına özel bir kısım iltifatlara mazhar olabilir. Meselâ, Cenâb-ı Hak birinin ufkunu açar, onu yarınlara ait plân ve projelerde isabetli kılar ve hep doğruya irşad buyurur. Bu bir mazhariyettir ve Allah’ın hususi bir lütfudur. O insan mazhar olduğu o ilâhî ihsanları tahdis-i nimet olarak başkalarına söyleyebilir; ama eğer, onları diğer insanlarla paylaşırken kendi nefsine bir pay çıkarmayacağından ve caka yapmayacağından emin değilse, açığa vurmaya mecbur kalmadıkça onları sinesine gömmesi ve bir sır olarak saklaması daha uygun olur. Fakat o, kendisine bahşedilen ekstra lütuflar karşısında sessiz kalınca, bazı insanlar onun hakkında “Bu zat şuna da mazhar, buna da mazhar…” gibi sözler söylüyor ve bir insan dimağının plânlaması mümkün olmayan şeyleri ona mal ediyorlarsa, işte o zaman Allah’ın nimetlerini tek tek sayıp dökmesi ve onlara sahip çıkmanın –hâşâ– ulûhiyet iddiasında bulunmak gibi bir şey olduğunu söylemesi gerekir. Orada nefsine pay çıkarmadan nimetleri anmalı ve nazarları Mün’îm-i Hakikî’ye tevcih etmelidir ki, insanlar ondan dolayı şirke düşmesin.

123