Aksine, dünyanın nefis ve hevesâta bakan yanlarına karşı kapanan, kalbini dünyadan, dünyayı da kalbinden uzaklaştıran bir insan, zindanda dahi olsa gerçek hürriyeti bulmuş demektir. Yaratıcı’ya yönelen, gerçek kıblesine dönen, sadece Hakk’a kul olmak suretiyle arzulara kulluk, kuvvete kulluk, şehvete kulluk, şöhrete kulluk gibi çeşit çeşit kulluklardan kurtulan böyle bir insan gerçek hürdür. O boynuna hiçbir kementin geçirilmesine razı olmaz; ihtiraslar onun ufkunu kirletemez; heva, heves ve şehvet ona boyun eğdiremez. O, Hazreti Mevlâna edasıyla, “Kul oldum, kul oldum, kul oldum… Her köle, hürriyete erince mesut ve bahtiyar olur. Ben Sana kulluğumla saadet ve sevinci buldum”2 der; kulluğuyla beraber bir çeşit sultanlığa erer.
Tiryakilerin Esareti
Aslında, bağımsızlığı daha umumi mânâda ele almak gerekir. Meselâ, adetleri, alışkanlıkları ve tiryakilikleri terk etmek ve bir mânâda tam bağımsız yaşamak da hürriyetin ayrı bir yanını meydana getirir. تَرْكُ الْعَادَاتِ مِنَ الْمُهْلِكَاتِ “Âdet ve tiryakilikleri terk etmek de öldüren faktörlerden biridir.” sözünde ifade edildiği gibi insanın alıştığı ve âdeta bağımlısı hâline geldiği şeylerden uzaklaşması çok zordur. Yeme-içme bağımlısı, uyku düşkünü, rahat tutkunu ve yuva meftunu olan insanların bunları muvakkaten de olsa terk etmeleri neredeyse imkânsızdır.
Dipnotlar
- 2 Mevlâna, Mesnevî 5/227.