Demek ki, Cenâb-ı Allah size bir vazife tahmil ediyor. O vazife teklif-i mâlâyutak denebilecek cinsten güç yetiremeyeceğiniz bir iş de değil, herkesin az bir gayretle altından kalkabileceği bir iş. Fakat, ona öyle bir kıymet biçiyor ki, onunla Cennet’i satın alabiliyorsunuz. Yani, elinizdeki değersiz bakır parçasına kendi mührünü vuruyor ve o mangırı bir anda cihanları peyleyebilecek bir para seviyesine yükseltiyor. Aynen öyle de, sizin imanınız da O’nun mührünü taşıyan çok değerli bir sermaye; ibadet ü taatiniz ebedî saadeti satın alabilecek kıymette bir hazine… Âciz ve fakirsiniz; belki elinizden çok küçük bir iş geliyor ama o, Hak katında çok büyük sayılıyor ve ona mukabil sizin için Cennet kapıları açılıyor.
Tabiî ki, böyle bir netice gönlünüzde bir teşekkür hissi ve minnettarlık duygusu hâsıl eder.. içinizde bir şükür hissi uyarır… Birinizin bin olduğunu, kendi darlığınız içinde eda ettiğiniz bir ibadetin O’nun rahmetinin genişliğiyle değerler üstü değerlere ulaştığını görünce şevk ile gürlersiniz.. bu büyük nimetler sizi sürekli tefekkür, şükür ve şevk atmosferine çeker. Dahası, şahit olduğunuz ilâhî rahmet ve inayet sizin gönlünüzde de şefkat hissini coşturur; mahlukâta merhametle bakan bir insan olursunuz.
İlâhî Teveccüh ve Sıfatlar
Hâsılı; Hazreti Ömer Efendimiz, celâdet ve acz sıfatlarının yer değiştirmesine dikkat çekmiş; cesaretin fâcir bir insanda tehlikeli bir silah olduğuna ve aczin de müttakî bir kula hiç yakışmadığına işaret ederek bu iki sıfattan istiâzede bulunmuştur.