İçeriğe geç

Bu ve benzeri hâdiselere bakılınca görülecektir ki; Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) her zaman dinin objektif yanını esas almış ve dengeyi tavsiye etmiştir. Çünkü Allah Resûlü, muvazzaf bir müşerrîdir; O’nun söz, tavır ve ikrarları birer dinî emirdir. O bir hususta “evet” derse, artık o mesele kural olur ve herkesi bağlayan bir hüküm hâline gelir. O rehber ve imamdır; İmam, “Allahü Ekber” diye seslenince rükûa gidilir; سَمِعَ اللّٰهُ لِمَنْ حَمِدَهُ deyince ayağa kalkılır; bir kere daha tekbir getirince secdeye varılır. Onun ardında iseniz, farklı hareket edemezsiniz, her sözünü emir bilir ve uygularsınız. Nitekim, Allah Resûlü, haccın farz kılındığını ashab-ı kirama duyurunca, içlerinden birisi; “Her yıl mı?” demiş; Resûl-i Ekrem (aleyhi ekmelüttehâyâ) ona cevap vermeyip susmuştur. O zat sorusunu üç defa tekrar edince; Peygamber Efendimiz bundan memnun olmamış, “Eğer ‘evet’ deseydim, hac üzerinize her yıl farz olurdu, buna da güç yetiremezdiniz.”9 buyurmuştur. Evet, O söz kesen, mühür basan ve beyanı hüküm olan bir insandır; O’ndan sadır olan bir söz kuraldır ve ona uyma mecburiyeti vardır. Dolayısıyla, O dinin objektifliğini, kolaylaştırıp zorlaştırmamanın bir esas olduğunu ve insanların fıtratlarını gözeterek hükümler vermiş; ashabının sorularını bu zaviyelerden cevaplandırmıştır.

177