Aynen öyle de, biri sizin gıybetinizi etse, aleyhinizde konuşsa, meselâ, size “insan şeklinde yaratılmış bir yılan” dese ve siz de onun hakaretine karşılık meseleyi biraz da hafifleterek, “gibi” şeklinde bir benzetme edatı da ekleyerek “yılan gibi bir adam” sözüyle mukabele etseniz, yine büyük bir günah işlemiş olursunuz. Ahirette, dilinizin ve o gıybetin hesabını da vermek zorunda kalırsınız. Çünkü, başkasının sizin hakkınızda o günahı işlemesi, sizin de aynı günahı işlemenizi mübah kılmaz. Kur’ân-ı Kerim’de, farklı bir üslûpla bu hususa dikkat çekilmiş ve “Bir topluluğun size karşı zalimâne tavrı, kini, nefreti ve sizin de onlara karşı içinizde büyüttüğünüz öfke, sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Âdil davranın, takvaya en uygun hareket budur.”9 buyurulmuştur.
Aslında, bir insan büyük bir gayeye kilitlenmişse, hep onunla oturup kalkar ve davasına ait meseleler onu öyle meşgul eder ki, başkalarıyla alâkalı dedikodulara, suizanlara ve gıybetlere ayıracak zaman bulamaz; zaten onun gönlünde kötü şeylere karşı meyil hiç yer tutamaz. Bir noktayı hedefleyen ya da bir uçağa kilitlenen bir füze, onu vuracağı âna kadar sürekli takip eder, hedeflediği uçak eğri büğrü yol alsa, zikzaklar yapsa bile füze onun peşinden ayrılmaz. İşte, yüce bir mefkureye kilitlenen insan da hedefine götürecek vesilelerden başka hiçbir meseleyle meşgul olma ihtiyacı duymaz. O davası adına yapabileceği vazifeleri düşünür, onları eda etmeye çalışır ve sadece gaye-i hayaliyle alâkalı konularla uğraşır.
Dipnotlar
- 9 Mâide sûresi, 5/8.