Evet, demek ki, zikir için herhangi bir hususi mahal yoktur. Kur’ân-ı Kerim قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ3 dediğine göre, demek ki insan ayakta, rükuda, otururken ya da yatarken de Allah’ı zikredebilir. Nitekim, yatağa girdiğimiz veya uyumaya hazırlandığımız zaman, hadis-i şeriflerden anlaşıldığına göre, elimizi başımızın altına koyup, sağ tarafımız üzerine uzandıktan sonra, اَللّٰهُمَّ إِنِّي أَسْلَمْتُ نَفْسِي إِلَيْكَ… sözleriyle başlayan ve “Allahım, rahmetini umarak, azabından korkarak kendimi Sana teslim ettim, yüzümü Sana çevirdim, işimi Sana ısmarladım, sırtımı Sana dayadım. Senden başka sığınılacak, Senden başka güvenilip dayanılacak yoktur. Allahım, indirdiğin Kitab’ına, gönderdiğin Peygamberine iman ettim. Allahım, kullarını dirilteceğin gün beni azabından koru. Senin isminle ölür ve yine onunla dirilirim.”4 şeklinde kabaca mealini verebileceğimiz duayı okuyor ve yatarken de O’nu zikretmiş oluyoruz. O an başka şeyler söylememize de hiçbir mani yoktur. Meselâ, Peygamber Efendimiz’in, Hazreti Fatıma ve Hazreti Ali’ye tavsiye buyurduğu gibi 33 kere “Sübhanallah”, 33 kere “Elhamdülillâh”, 34 kere “Allahu Ekber” dememiz de mümkündür ve bu da bir zikirdir.5 Bundan dolayı, Allah’ın azameti, ululuğu ve üzerimizdeki hakları açısından zikrin zeminini Kitab’ın ve Sünnet’in genişlettiği ölçüde geniş tutmak lazımdır. Çünkü, Cenâb-ı Hakk’ın lütufları çok geniş dairede bize geliyor, çok geniş dairede O’nun ululuğunu görüyor ve nimetlerine mazhariyetimizi duyuyoruz; duyuyor ve aynı genişlikte “Sübhânallah! Elhamdülillah, Allahu Ekber” demek geliyor içimizden. Bu açıdan, zikir alanını da elden geldiğince geniş tutmamız gerekir. Yaptığımız her şeye O’nun adıyla başlayıp her işi O’nun adıyla bitirmemiz ve konuştuğumuz şeylerde de sözü evirip çevirip O’na getirmemiz icap eder ki bu da bir mânâda zikirdir.
Dipnotlar
- 3 Âl-i İmrân sûresi, 3/191.
- 4 Buhârî, vudû 75; Müslim, zikr 56.
- 5 Buhârî, farzu’l-humus 6, daavât 11; Müslim, zikr 80.